
Gürültülü, kalabalık bir yer. Evim değil, çok tanıdık değil ama alışıldık. Kahve, sigara da olsa mıydı?
İnsanların sesleri, arabaların gürültüsü uzaklaşıyor, gittikçe birbirine karışıyor, tek tek ayırdedilmez bir uğultuya dönüşüyor.
Uğultu belki de benden geliyor, içmediğim sigaramın dumanı zihnimi kaplıyor sanki. Dumanlar arsında bir davul sesi duyuluyor belli belirsiz; artık kapı açılıyor. Başka bir evrenin girişi bu kapı, imgelerle yüklü.
Gizemler ülkesi, insan kendine bile yabancı orada. Ama hayır, anlıyorsun ki, asıl orasıdır kendini bulacağın yer. Dev bir bulmaca gibi; her çizdiğin, seni anlatan resmin bir parçası. keşke yükselip yukardan bakabilsem, o zaman herşey daha kolay olurdu. Bazen insan o küçük parçalar arsında kayboluyor. O minik imajlar çok büyük şeyler söylüyor gibi geliyor insana, insan kibir yükleniyor. Bunlar hep sözcükler yüzünden, o saf imgeye bir laf yakıştırma telaşından.
Belki de gerçekten büyük şeyler söylüyordur imajlar ama benim sandıklarımı mı?
Bir ömür yeter mi bu bulmacayı çözmeye?
Belki de benden fazlasını anlatıyor çizdiklerim; beni ve benden ötesini ya da hepimizi.